NEDEN MESLEK ÖRGÜTÜ?
Yiğit Bener
Örgütlenme aslında bir kültür sorunudur. Başka bir deyişle, bir toplumun ve meslek gruplarının örgütlü olup olmamasında toplumsal kültürün ciddi bir etkisi vardır.
Bu noktada, toplumumuzun örgütlenme ve örgütlü hareket etme kültürünün ne olduğunu anımsatmakta yarar var. Çünkü bizde “örgüt” denince genellikle akla ilk gelen, oraya buraya bomba koymak isteyen birtakım tehlikeli, “terörist” ve “vatan haini karanlık yaratıkların” kurdukları gizli örgütleridir… 80’li hatta 90’lı yıllarda, siyasi şiddete başvuran bu tür grupların adını anmamak için (herhalde reklam olur kaygısıyla), televizyon haber bültenlerinde sürekli olarak kısaca “örgüt” tabiri kullanılarak bu tür bir özdeşleştirme yaratılmış, bu da toplumda her türlü örgütlenme düşüncesine ve her türlü örgüte karşı bilinçaltı bir tedirginlik yaratmıştır.
Oysa örgüt ve örgütlenme, özellikle de mesleki örgütlenme bambaşka bir şeydir. Bilinçli toplum, uygar toplum, her şeyden önce örgütlü toplumdur. Bizim de bu noktadan yola çıkmamız gerekir. Nitekim, son yıllarda toplumumuzda da bu eski anlayışların ve korkuların giderek aşılmaya başladığını, Sivil Toplum Örgütlerinin ve Meslek Örgütlerinin her alanda gitgide daha çok gelişip güçlendiğini görüyoruz. AB sürecinin etkisiyle, Devlet kurumları da bu örgütlenmelere daha farklı gözlerle bakmaya başlamıştır; Dernekler kanunu başta olmak üzere, yasal mevzuat da daha özgürlükçü bir çehre kazanma sürecine girmiştir.
MESLEK ÖRGÜTÜ. Bir meslek örgütünün çeşitli işlevleri vardır ve bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz: Meslek ilkelerini belirlemek ve uygulanmalarını denetlemek; meslek erbabının haklarını ve sorumluluklarını tanımlamak; meslektaşlarının haklarını savunmak; meslek içi denetim yoluyla meslek erbabının sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin ve verilen hizmetin olması gereken düzeyde olup olmadığının takipçisi olmak; meslek eğitimine yön vermek, meslek içi eğitimi düzenlemek; meslektaşlar arası dayanışmayı sağlamak; mesleğin icrasına yönelik ve çeşitli sosyal alanlarda üyelerine belirli hizmetler sunmak; ilgili meslek grubunu dışarıya karşı temsil etmek, mesleği tanıtmak.
Dünyada ve ülkemizde bu işlevler, çeşitli yasal statülere sahip “oda”, “birlik”, “sendika” ve “dernek” türü örgütlenmeler yoluyla sağlanmaktadır. Özel bir meslek olan konferans tercümanlığı alanında Türkiye’de mevcut tek meslek örgütü ise, 1969 yılında Konferans Tercümanları Derneği adıyla kurulmuş ve 1998 yılında üye yapısını genişleterek Birleşik Konferans Tercümanları Derneği (BKTD) adını alan kuruluştur. BKTD, çalışmalarını ve ilkelerini belirlerken bütün dünyadaki konferans tercümanlarını bünyesinde toplama amacını güden AIIC’in (Uluslararası Konferans Tercümanları Derneği) uluslararası düzeyde kabul gören kurallarını temel almıştır.
Her mesleğin elbette bu tür yapılanmalara gereksinimi vardır, ancak henüz yasal bir korunmaya alınmamış bir alanda çalışan bizler, yani konferans tercümanları için örgütlenme meselesi, doğrudan doğruya mesleğimizi icra edebilmemiz açısından, mesleki performansımız açısından ve çalışma koşullarımız açısından apayrı bir öneme sahiptir. Ayrıca, sektörde (çünkü çeviri bir sektördür) son yıllarda yaşanan değişimler ve özellikle de Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin başlıyor olması perspektifi bizi eskisinden çok daha fazla örgütlenmeye zorlamaktadır.
SEKTÖRDEKİ GELİŞMELER. Başlangıcı 1960’lı yıllara uzanan Türkiye'deki konferans çevirmenliği, esas olarak 1991’deki Körfez Savaşı (ve bu vesileyle televizyonlardaki canlı yayınlar sırasında yapılan simültane çeviriler) sayesinde görünür ve bilinir hale getirmiştir. Bu tarihten itibaren bu mesleğe olan talep, hem bu mesleği yapmak isteyenler açısından, hem de bu mesleğin hizmetlerinden yararlanmak isteyenler açısından, çok ciddi şekilde artmıştır. Tabii tek neden bu değildir. Sektörün patlama yapmasının bir diğer nedeni de elbette ekonomik gelişmelerdir. Bir anlamda burada iki faktörün çakışması söz konusudur.
Türkiye'nin ekonomide dışa açılmasının getirdiği çok yönlü ekonomik ilişkilerin gelişmesi, bir yandan çeşitli meslek sektörlerinde çok dilli, çok uluslu toplantıların yapılmasına vesile oldu; öte yandan, çeşitli Türk ve yabancı firmalar arasında birleşme görüşmelerinin ya da ortak iş yapma olanaklarının araştırılacağı görüşmelerin yapılmasına neden oldu. “Konferans turizmi” olarak adlandırılan yeni bir turizm sektörünün gelişmesi de, birçok uluslararası kuruluşun toplantılarının ve kongrelerinin Türkiye’de yapılmasına yol açtı. Bu çerçevede de profesyonel çevirmenlere yeni iş sahaları açıldı.
Medya, özellikle de 1991’den itibaren, çok sayıda özel televizyon kanalının ortaya çıkmasıyla birlikte bizlere yeni iş olanakları sağlayan sektörlerden biri haline geldi. Bunun yanında, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin gelişiyor olması, kurumsal bütünleşme sürecinin inişli çıkışlı da olsa devam etmesi (örneğin Gümrük Birliğinin yürürlüğe girmesi), dolayısıyla siyasi ilişkilerin yoğunlaşması da bu mesleğe olan talebi arttıran faktörlerden biri oldu. Aynı şekilde, yurtdışında da çeşitli talepler ortaya çıktı. Sosyal yardım hizmetlerinde, göçmen işçilerle kurulacak ilişkilerde, mültecilerle kurulacak ilişkilerde, psikiyatri kliniklerinde, Türkiye'ye gelen yabancıların çok değişik sorunlarıyla ilgili işlerde ve Türkiye’de çeşitli incelemeler yapan yabancı kurumların çerçevesinde çalışma olanağı belirdi.
Bunu izleyen dönemde, ardı ardına gelen ekonomik krizler, terör olayları, komşu ülkelerdeki savaşlar sonucunda kongre turizminde, dolayısıyla çokdilli büyük toplantılarda belirgin bir gerileme olmakla birlikte, bu kez de “butik işler” diye tabir ettiğimiz, tek kabinli işlerde ciddi bir artış yaşandı: Özel sektörün çeşitli alanlarındaki tanıtım/pazarlama, eğitim, iç denetim, şirketler arası müzakere toplantıları; STÖ’lerinin, üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, sendikaların toplantıları, vb. Ayrıca, AB sürecinin etkisiyle çeşitli bakanlıkların ve bağlı kuruluşların düzenlemeye başladıkları toplantılarının yarattığı talep, Ankara’da da eskisinden çok daha geniş iş sahaları açtı.
Sonuç olarak, 90’lı yıllardan itibaren artık eskisi gibi sadece birkaç uluslararası konferansta çevirmenlik yapmak yerine, çok değişik, çeşitli alanlarda ve farklı tarzda işlerde çalışır hale geldik. Tüm bu etkenlerden dolayı iş hacmi arttı ve iş türleri çeşitlendi. Artık, eskiden beri birlikte çalıştığımız ve alıştığımız müşterilerin dışında, karşımıza bir çok yeni ve farklı profilde müşteri çıktı.
ÖNÜMÜZDEKİ SORUNLAR. Bu yeni müşterilerin önemli bir kısmı, ilk kez başvurdukları konferans çevirmenliği mesleğinin ne olduğunu, kurallarının neler olduğunu, ne gibi koşullar gerektirdiğini, vs. bilmeyen müşteriler olma özelliğini taşıyordu. Dolayısıyla karşımıza çıkan yeni bir güçlük de, tüm bu yeni müşterilerimize mesleğimizi ve çalışma koşullarımızı ve kurallarımızı anlatmak; onlardan gelen farklı talepleri ne şekilde karşılayabileceğimizi düşünmek; mesleki konularda anlamakta güçlük çektikleri ve bazen (kendi mantıkları içinde) abartılı buldukları (ama bizim için olmazsa olmaz koşullar olan) taleplerimizin haklılığına onları ikna etmek gibi yeni yükümlülükler çıktı. Bunun da ötesinde, son yıllarda tercüman sayısı çok ciddi şekilde arttı. Şu an derneğimizin yaş dağılımına baktığımızda, bu mesleği sadece dört/beş yıldır yapan genç meslektaşlarımızın çoğunluğu oluşturur hale geldiğini görüyoruz.
Önümüzdeki on yıllık sürece de AB’ye üyelik müzakerelerinin, AB/Türkiye bütünleşmesi perspektifinin damgasını vuracağını öngörebiliriz. Hem kurumsal düzeyde (müzakereler ve buna paralel toplantılar, AB projeleri, vb.), hem de özel sektörde ve STÖ alanında ciddi bir talep artışıyla karşılaşmamız söz konusudur. Ayrıca, önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak toplantı türleri de eskisinden çok farklı, çok daha sivri, uzmanlaşmış konular olacaktır. Üstelik, yurt dışından gelen meslektaşlarımızla da daha sık çalışmamız söz konusu olacaktır. AIIC’le ilişkilerimizi geliştirmemiz ve tüm üyelerimizin AIIC’e olmaları daha da önem kazanacaktır.
Bir sonraki dönemde ise, yani Türkiye’nin AB üyesi olmasından itibaren, sektör çok daha ciddi bir dönüşümden geçecektir: Yaklaşık 40 meslektaşımız daimi olarak Avrupa’da AB kurumlarında istihdam edilecek, bir o kadar meslektaşımız da free-lance statüsünde, ama ağırlıklı olarak AB kurumlarının toplantılarında çalışacaktır. İç piyasada beklenen talep artışı da buna eklenirse, mevcut konferans tercümanı sayısının 10 yıl içinde çok yetersiz kalacağı kesin görünmektedir. Bu konuda gerekli önlemleri almak ve ciddi bir eğitim seferberliği başlatmak için 10 yıllık süre sanıldığından da kısa bir süredir.
Tabii sektördeki bütün bu alt üst oluş, bütün bu değişimler, teknik açıdan olsun, örgütlenme açısından olsun, eğitim projeleri açısından ya da etik konular açısından olsun, önümüze çok yeni sorunlar getirmektedir. Sektörde artık yepyeni piyasa koşullarıyla, yepyeni aktörlerle karşılaşacağız. Üstelik, artık giderek, uzun yıllardır birbirlerini tanıyan, kendi aralarında sınırlı sayıda şirket içinde ticari olarak örgütlenmiş az sayıda kıdemli tercümandan oluşan bir yapı yerine, çok daha genç, her zaman yeterli deneyime sahip olmayan, daha dağınık ve birbirlerini yeterince tanımayan tercümanlardan oluşan bir meslek grubuna dönüşmekteyiz.
Dolayısıyla tüm bu değişimlerle baş edebilmemiz ve yeni sorunları aşmamız için artık çok daha etkin bir biçimde örgütlenmemiz ve aramızda tartışmamız gerekmektedir. Bu koşullarda bir meslek örgütü olarak BKTD’nin rolü ve önemi giderek artmaktadır ve bu süreç daha da ivme kazanacaktır. Bu süreçte yaşanabilecekleri öngörmeyi ve hazırlıklarımızı buna göre yapmayı başarmak zorundayız.
TANITIM. BKTD gibi bir meslek örgütü, her şeyden önce mesleğin tanıtım sorunlarına eğilmelidir. Öncelikle müşterinin eğitilmesinin gerekliliğine az önce değinmiştik. Örneğin bir konferans düzenlendiğinde, hele sivri teknik konular konuşulacaksa ve yazılı metinler okunacaksa, bu metinlerin mutlaka tercümana önceden iletilmesi gerektiği konusunda müşterilerimizi eğitmemiz gerekmektedir. Aksi halde, eksik ya da yeterince başarılı olmayan çevirilerin faturası tercümana çıkartılacaktır.
Kabinler konusunda da ilgilileri eğitmek gerekiyor. Türkiye'de son yıllarda çok sayıda beş yıldızlı otel yapıldı. Bunların hepsinin konferans salonları var ve tabii çeviri kabinleri de kuruyorlar. Ama bu kabinler çoğu kez uluslararası profesyonel standartlarımıza ve çalışma koşullarımıza uygun olmuyor. Burada belki de bir tercüman örgütünün gidip, daha bu oteller inşa halindeyken, inşaat sahipleriyle ya da otel sahipleriyle görüşerek bu konuda önlem almalarını peşinen sağlaması gerekiyor. Hatta mevcut ve çok elverişsiz kabinlerin bir kısmını yıktırıp, yeniden yapılmasını dayatabilecek bir ortam yaratmak bile mümkün olmalı. Portatif kabinlerde de zaman zaman benzer sorunlarla hâlâ karşılaşabiliyoruz. Bu hizmetleri sağlayan kuruluşları uyarmak, onlarla diyaloga girerek sorunlara çözüm iletmek de ancak bir meslek örgütünün, yani BKTD’nin yapabileceği bir iştir.
TERCÜMANLARIN YETİŞTİRİLMESİ. Tercümanların da eğitilmesi gerekmektedir. Bu ihtiyaç, yalnızca yeni tercümanların yetiştirilmesiyle sınırlı değildir: Mevcut üyelerimizin de yeni koşullarla, yeni tarz işlerle, yeni sorumluluklarıyla baş edebilmeleri için zaman zaman meslek içi eğitimden geçirilmeleri de gereklidir. Yeni konulara ve yeni tercüme tarzlarına yeni yaklaşımlar geliştirmek gerekmektedir ve bunları aramızda tartışmamız gerekmektedir. Bu tür meslek içi eğitimlerin (en azından deney aktarımı düzeyinde) düzenlemesini, hatta uzmanlaşma gibi sorunların gündeme getirilmesini de ancak bir meslek örgütü yapabilir.
Bir meslek örgütünün neden gerekli olduğuna bir diğer örnek de üniversite eğitimidir. Şu an Türkiye'de birçok üniversitede konferans tercümanlığı eğitimi verilmektedir, ancak bu alanda da birçok sıkıntı olduğunu biliyoruz. Üniversitedeki meslek eğitimini nasıl homojen hale getirebileceğimizi, bu eğitimi meslek normlarına ve uluslararası normlara uygun hale getirmek için neler yapabileceğimizi de tartışmamız gerek, çünkü bu sorun, hele AB süreci de dikkate alınırsa, mesleğin geleceği açısından hayati bir öneme sahiptir.
MESLEK İÇİ DENETİM. Bir meslek örgütünün gerekli olmasının bir başka dayanağı, meslek içi bir kontrol mekanizmasına duyulan ihtiyaçtır. Bundan kasıt, sözlü çevirmenin profesyonellik düzeyini ve yapılan işin kalitesini arttıracak ve denetleyecek bir meslek içi mekanizmanın kurulmasıdır. Unutmayalım ki her geçen gün, bizim koşullarımıza (yani uluslararası normlara) uymayan koşullarda çalışmaya hazır, profesyoneller olarak talep ettiğimiz ücretlerin çok altında bir paraya çalışmaya razı ve ne yazık ki kalitesi de çoğu kez hayli tartışmalı olan yeni insanlar piyasaya çıkıyor. Bu gidiş eğer bir meslek örgütü tarafından denetim altına alınmazsa, kısa süre sonra piyasada artık engel olamayacağımız çok olumsuz gelişmeler olacak ve tüm profesyonel çevirmenler, hem ücretler açısından, hem de çalışma koşulları açısından, bundan ciddi oranda zarar görecektir. Ayrıca böyle bir durum, gerek çeviri kalitesi, gerek iş ahlakı, gerekse de mesleki saygınlık açısından da bir felakete yol açacaktır. İşte bu alanda da profesyonel tercümanlar olarak ağırlığımızı koymalı, örgütlenmeli ve “sendikal” anlamda da haklarımızı savunmalıyız.
VAHŞİ PİYASAYA TESLİM OLMAMAK. Bu bağlamda kendimizi, özellikle son yıllarda gelişmekte olan, tam anlamıyla vahşi kapitalist piyasa koşulları karşısında da korumamız gerekiyor. Avrupa'da benzer türde piyasa koşullarına karşı, fiyatların serbestleştirilmesi, mesleki kuralların gevşetilmesi ve meslek örgütlerinin ağırlığının azalması gibi olumsuz gelişmelerin yaşandığını görüyoruz. Görüştüğümüz tüm yabancı meslektaşlarımız bu gelişmenin çalışma koşullarını ne derecede ağırlaştırdığını aktarıyorlar ve bu durumdan şikayetçiler. Türkiye’de bizler de daha şimdiden bu baskıyı üzerimizde hissetmekteyiz. Ancak henüz buna karşı direnme olanaklarını yitirmiş değiliz. Ciddi bir örgütlenmeyi başarabilirsek bu olumsuz gelişmeleri en azından ve bir ölçüde frenlememiz mümkün. Ancak bunu başaramadığımız takdirde, gelir düzeyimiz azalacak, çalışma koşullarımız kötüleşecek ve buna bağlı olarak sunduğumuz hizmetin kalitesi de düşecektir.
Bunlar bir yana, bu vahşi piyasa koşulları aynı zamanda aynı mesleği yapan insanlar arasındaki ilişkileri de zedeleyebiliyor. Yazılı ya da sözlü çeviri olsun, ortak bir mesleği yapıyor olmanın zevkini paylaşmak yerine, meslektaşlarımızdan her biri giderek bir diğerinin kendi müşterilerini kapmaması ve kendisinden farklı koşullarda çalışmayı kabul edip onu ezmemesi için, yaptığı işleri herkesten gizleme yolunu seçmektedir. İlişkiler giderek katı rekabet ve bunun getirdiği “paranoya” çerçevesinde yürütülmeye başlamaktadır. Bizler, bu mesleğin profesyonelleri olarak, yani geçimini bu işten karşılayan insanlar olarak, elbette para kazanmak için de çalışıyoruz. Ancak, paranın neye yaradığını da unutmamak lazım. Para, hiç şüphesiz, daha iyi yaşamak ve dünya nimetlerinden daha iyi faydalanmak için bir araçtır, ama sadece bir araçtır, başlı başına bir amaç değil.
MESLEKİ DAYANIŞMA. Oysa unutmayalım ki, biraz önce altını çizdiğim türde vahşi piyasa koşullarının yarattığı baskı altında çalışıyoruz. Çoğu kez, bırakın konferanslara hazırlanmayı, bir şeyler yiyip içmeye, arkadaşlarımızla bir şeyler paylaşmaya, hatta nefes almaya dahi fırsat bulamayacak kadar bitkin bir halde seyahatten seyahate, konferanstan konferansa koşuşturuyoruz. Üstelik, neredeyse tüm zamanımızı, giderek “korkunç rakipler” olarak görmeye başladığımız ve bizi müşterilere kötülemek için en ufak açığımızı kolladığı kuşkusuna kapıldığımız diğer meslektaşlarımızla paylaştığımız çeviri kabini gibi dar ve stresli bir ortamda geçiriyoruz. Bu koşullarda yaşadığımızı düşünecek olursak ve örgütlenmeyi başaramadığımız takdirde bu koşulların daha da ağırlaşacağını hesaba katacak olursak, korkarım kazandığımız üç kuruş para sadece depresyonlarımızı tedavi ettireceğimiz ruh doktorlarını zengin etmeye yarayacaktır.
Oysa bizim mesleğimiz aslında olağanüstü güzel bir meslektir. Dil bilgisi, kültür birikimi, görgü ve mesleki becerinin yanısıra, yaratıcılık da gerektiren bir meslektir. Bu açıdan bakınca aslında her birimiz kendi çapımızda birer sanatçı olarak da kabul edilebiliriz. Bundan mutluluk duymalıyız ve bu mutluluğu diğer meslektaşlarımızla paylaşabilmeliyiz. Kaldı ki keyifli bir çeviri yapmanın, saniyenin bilmem kaçta biri kadar kısa bir zaman içinde zor bir deyimi başarılı bir biçimde çevirmenin, esprili bir kelime oyununu diğer dilde benzer bir karşılıkla verebilmenin keyfini ancak aynı işi yapan bir meslektaşımızla paylaşabiliriz, çünkü yapılan bu tür bir işin niteliğini — hakkını vererek — ancak başka bir tercüman anlayabilir. Bir mesleki örgüt, bu tür sosyal, insani ihtiyaçlarımızı karşılamak, meslek içi dayanışmayı geliştirmek için de gereklidir.
TERCÜMANIN KORUNMASI. Ayrıca, çevirmenin haklarının korunması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi sorunları da bir meslek örgütünün ilgi alanındadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, meslektaşlarımız zaman zaman işveren tarafından uygulanan katı baskılara ya da haksız eleştirilere maruz kalabilmektedir. Kendilerinden, pek de adil olmayan koşullar altında çalışmaları istenebilmektedir. Özellikle de genç meslektaşlarımız söz konusu sorunlarla mücadele edebilecek deneyime, yeterli kendine güvene sahip olmayabilir ve çok daha fazla zorluk çekebilirler.
BKTD, hem deneyimleri paylaşmaya ve özellikle de genç çevirmeni işverenler karşısında korumaya olanak sağlayacaktır, hem de, maruz kalabilecekleri bireysel baskılar ve haksızlıklar karşısında meslektaşlarımıza kolektif bir yapının desteğini sağlayacaktır.
Tüm bunlardan yola çıkarak, örgütlenme çabalarımızı birtakım imtiyazlar elde etmek ya da elindekileri korunmak isteyen ayrıcalıklı bir zümrenin, korporatist bir birlik oluşturup tekel kurma çabaları olarak algılayanlar da çıkabilir elbette. Gerçi her türlü mesleki örgütlenmenin ilk amacı o meslek erbabının yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmektir, ancak meselenin özü bundan ibaret de değildir. Bizim talep ettiklerimiz, ayrıcalıktan çok, mesleğimizi icra etmek için olmazsa olmaz koşulların yerine getirilmesidir. Profesyonel bir örgütlenme çatısı altında birleşip, sağlıklı çalışma koşullarının oluşmasını en iyi düzeyde sağlayabilmemizden en az bizim kadar işverenler ve verdiğimiz hizmeti kullananlar da yararlanacaktır. Çünkü bu koşullar sağlandığında, sunulan hizmetin kalitesini de artacaktır.
ÇEVİRMENİN GÖRÜNÜRLÜÜ. Son olarak, mesleki saygınlık ve çevirmenin görünürlüğü (varlığını hissettirmesi) konularına da değinmek gerek. Aslında iyi bir çevirmen, varlığını hissettirmeyen, konuşmacıyla dinleyiciler arasında dil engeline rağmen aracısız (doğrudan) bir iletişim kurulduğu izlenimini vermeyi başaran, kendini unutturabilen çevirmendir. Ama bunu başardığında, gerçekten “unutulma” riski de vardır. Örneğin, konuşmacı çeviri olduğunu unutup son sürat konuşmaya başlayabilir; işveren, düzenlediği çok dilli konferansta çevirmenlerin ne kadar hayati bir işlev gördüklerini unutur, konferansın gösteriş kısmı için harcadığı paraları değil de, çevirmenin aldığı ücreti fuzuli olarak değerlendirebilir; simültane çevirinin ne kadar zor ve özgün bir iş olduğunun bilincinde olmadığı için de, örneğin, kabinde neden iki çevirmen bulunması gerektiğini anlamayıp, tek bir çevirmenin gün boyunca aralıksız beş dilde birden çeviri yapmasını talep edebilir, vb.
Tabii çevirmenin görünürlüğünü sağlamanın pek çok yolu var. Örneğin kabinde el kol hareketleriyle şov yapabilirsiniz, cama vurup konuşmacıyı uyarabilirsiniz; kürsüye çıkıp oturum başkanına sinirli sinirli bir şeyler söyleyebilirsiniz; çeviri biter bitmez, çok hızlı konuşan konuşmacının gırtlağını sıkmak için kabinden fırlayabilirsiniz. Buna benzer şeyleri yapmak zorunda olduğumuz durumlarla karşılaşmıyor değiliz! Ancak bunlar, her ne kadar tercümana bir görünürlük sağlayacaksa da, doğacak tepki, yaratılmak istenen etkiden hayli farklı olabilir!
İkinci bir yöntem, konferansa geç gelip kendinizi görünür kılmaktır: Beklemekten sıkılmış, sabırsız, kalabalık bir öfkeli dinleyici topluluğunun önünde, konferansa sallana sallana geç gelen bir çevirmenin gerçekten de son derece dikkat çekeceğinden ve görünür olacağından emin olabiliriz. Üçüncü bir yöntem olarak mikrofonunuzun düğmesini açık unutup konuşmacı hakkında (tercihen olumsuz) yorumlar yapılabilir: “Ne sıkıcı adam, çok hızlı ve boş konuşuyor, vs.” gibi. Böyle bir durumda da yeterince fark edilirsiniz, ancak acısını sonradan çıkar… hele konuşmacı konferansı düzenleyen kuruluşun başkanı ya da ünlü bir devlet adamıysa… Yöntemler saymakla bitmez. Tercümanın kılık kıyafetinin çalıştığı toplantının ortamından “çok farklı” olması da bir görünürlük sağlar elbette… Ama yaratılmak istenen etkinin bu olmadığı da kesin…
Tercümanı görünür kılmanın daha az riskli ve amaca daha uygun olan yegane yöntemi ise faal bir mesleki örgüte sahip olmaktır. Tercümanı görünür kılacak olan, yani yaptığı işin öneminin ve hangi koşullar altında çalışması gerektiğinin anlaşılmasını sağlayacak olan da meslek örgütüdür.
FAAL BİR MESLEK ÖRGÜTÜ. Mevcut duruma baktığımızda, şu an Türkiye'de kendini profesyonel konferans tercümanı olarak tanımlayan ve fiilen piyasa çalışan insan sayısı 100’ü geçmez. Bu tercümanların büyük çoğunluğu da BKTD üyesidir. Yani çok büyük bir topluluktan söz etmiyoruz aslında.
Bizler, örgütlenmiş olarak, örneğin medyayı kullanabilirsek, çok sayıda insana mesleğimizin ne olduğunu anlatabiliriz. Daha özel tanıtım mekanizmalarını da (broşürler, konferanslar, karşılıklı görüşmeler, vs.) kullanarak, potansiyel müşterilerimize mesleğimizin önemini ve iyi bir performans elde edebilmek için gereken koşulların neler olduğunu kapsamlı bir şekilde aktarabiliriz. Bunu sağlayabildiğimiz oranda, daha ilk etapta müşteriler konferans tercümanlığı mesleğinin önemi konusunda bilinçlenebilirler. Bu ön bilgiye sahip olunca da, ikinci etapta, sunulan hizmetin kalitesini de daha iyi değerlendirebilecek konuma gelirler. Bu da hem saygınlığımızı arttırmamızın sağlayacak, hem de tercüman olarak varlığımızı (olumlu yönde) hissettirebilmemize olanak sağlayacaktır.
Yerel düzeyde BKTD, uluslararası düzeyde de AIIC, işte mesleğimizin tüm bu gereksinimlerini karşılama potansiyeline, birikimine, deneyimine, yapılanmasına ve kararlılığına sahip meslek örgütleridir. Bu mesleğe gönül veren, bu mesleği layıkıyla icra etmek isteyen herkesin, bu meslek örgütlerine sahip çıkması, bünyesinde yer alması, çalışmalarına katılması ve kurallarına uyması ve uyulmasını gözetmesi gereklidir.
Uluslararası bir meslek olan konferans tercümanlarının örgütlenme sorunlarıyla ilgili bu metni, bugün “modası geçmiş” olarak görülse de “beynelmilel örgütlenmelerde” geçmişte çok sık kullanılan iki uluslararası sloganı mesleğimize uyarlayarak bitirmekte bir sakınca yoktur her halde:
“Tüm ülkelerin çevirmenleri, birleşiniz!”
ve
“El traductor unido, jamas sera vincido!” … ki bunu Türkçe’ye sanırım şöyle çevirebiliriz:
“Örgütlü ve birleşik tercümanların çenesi asla düşmez!”