DRAGOMANLARDAN KONFERANS TERCÜMANLARINA:
TÜRKİYE’DE MESLEİN GELİŞİMİNE KISA BİR BAKIŞ

Nur Deriş Ottoman

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda ilerlediği bir dönemde Avrupa’da tercüman yetiştirmek için yapılan ilk kurumsal girişimin 17. yüzyılda tarihlenmesi ilginçtir. Bu girişim, Fransa’nın İstanbul’da tercüman yetiştirmek üzere bir okul kurulması için o sırada hâlâ güçlü olan Osmanlı devleti ile vardığı anlaşma sonucu gerçekleşmişti.

Resmen “Ecole de Péra” adıyla bilinen bu okulu Osmanlı başkentine yerleşmiş olan Kapüsen rahipleri yönetiyordu. Okulun öğrencileri Fransa’dan 9-10 yaşlarında gelen ve üç yıl boyunca Türkçe öğrendikten sonra “dil oğlanı” ya da tercüman olarak tescillenen çocuklardı. Avrupa’da bu tercümanlar daha çok “dragoman” ya da “drogman” olarak anılıyordu. Aslında bu terim Osmanlıların kullandığı ve günümüz Türkçesinde de kullanmaya devam ettiğimiz “tercüman” kelimesinin çarpıtılmasından başka bir şey değildir. Bugün Fransızca’da arabulucu ya da sözcü anlamında kullanılan “truchement” kelimesinin kökeninde gene “tercüman”ı bulmak mümkündür.

Bu ilk girişim daha sonra Paris’te kurulacak olan ünlü Şark Dilleri Okulu’nun (Ecole de langues orientales) temellerini atacaktı. Bu okul bugün daha yaygın adıyla Langues O’ olarak bilinir. Kral 14. Louis’nin iktidarı sırasında dönemin en önemli devlet adamlarından Jean-Baptiste Colbert, Fransa’nın Şarktaki etkisini artırmak amacıyla “profesyonel tercümanlar yetiştirmek için bir kaynak kurum” oluşturmak üzere harekete geçti. O dönemde Osmanlı devletinin önemi göz önünde bulundurulduğunda, ticareti geliştirmeye yönelik bu girişimin Osmanlıların diline öncelik vermesi anlaşılır bir seçimdi. Arapçanın öğretilen diller arasına girmesi daha sonra oldu ve bunu bir süre sonra Farsça izledi. O dönemdeki adıyla “barbar diyarların” dillerinin öğretilmeye başlanması ise ancak bir yüzyıl aradan sonra gerçekleşebilecekti. Bunlar esas olarak “Hindustani” ve “Malay” olarak anılan Güney Doğu Asya dilleri ve daha ileri bir tarihte de Çinceydi. Bu kadar tarihle yetinelim ve konuyla ilgilenenlere okulun web sitesine girmelerini önerelim: www.inalco.fr

Türkiye’de tercümanlığın daha yakın geçmişine bir göz atmak istediğimizde 1959 yılına uzanmamız gerekiyor. Bu tarihte, girişimci bir Türk ekonomisti olan Nezih Neyzi, Ford Vakfının desteğiyle İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde konferans tercümanları için ilk kursu düzenledi. Bu kursu izleyen beş gençten oluşan bir aday grubu daha sonra Cenevre’ye giderek kendisi de bir konferans tercümanı olan Bayan Gloria Wagner’ın düzenlediği bir yaz kursunu izledi. 1960lı yılların ortalarında bir grup Türk işadamı Ford Vakfı ile işbirliği halinde Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti’ni kurdu. Bu kurum gazetelere verdiği ilanda “sözlü tercüme eğitimi almak üzere yabancı dil bilen gençler arandığını” duyuruyordu. Seçilen ilk adaylar onbeş günlük yoğun bir kurstan geçirilerek Konferans Heyeti’nin yıllık toplantısına hazırlandılar. Bugün bu ilk meslektaşlarımızın sadece birkaçı profesyonel konferans tercümanı olarak çalışmaya devam ediyor. Zamanın ilk tercüman adayı gençler için o sırada bu ilginç bir işti ama yeterince sık çalışamadıkları, bu yüzden de üniveritede okurken cep harçlığı kazanabilecekleri bir meşgaleden öteye gitmiyordu.

Bu aşamada sözü edilmesi gereken bir isim varsa o da hiç kuşkusuz Hasan Akbelen’dir. O dönemde çalışmaya başlayan pekçok meslektaşımız henüz bir profesyonel kariyer olarak gelişeceğini akıllarına getirmedikleri bu mesleğin öneminin Hasan sayesinde bilincine vardıklarını bugün kabul ediyor. Hasan’ın yorulmak bilmeyen çabaları sayesinde Türkiye’de konferans tercümanlığı bir “meşgale” olmaktan çıkıp, yavaş ama emin adımlarla sektörde kendini kabul ettirdi.

Ne yazık ki artık aramızda bulunmayan Hasan Akbelen, Uluslararası Konferans Tercümanları Derneği AIIC’in Türkiye’den ilk üyesiydi. Hasan 1969 yılında İstanbul’da bir grup konferans tercümanıyla birlikte Konferans Tercümanları Derneğini kurdu. Derneğin kurucu üyeleri meslek kuruluşlarını AIIC ilke ve kurallarını örnek alarak geliştirdiler. Derneğin en önemli faaliyetlerinden biri yeni tercüman adayları için eğitim kursları düzenlemekti. Resmi bir eğitim kurumunun yokluğunda, bu kursların eğitmenleri daha tecrübeli eski üyeler ya da zaman zaman o sıradaki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan gelen yabancı uzmanlardı. Yurtdişinda da Brüksel ve Cenevre gibi merkezlerde bazı kurslar düzenlendi. Bugün aramızda bulunan kıdemli konferans tercümanlarının pekçoğu bu güzergahı izledi. Gene de on yılı aşkın bir süre boyunca konferans tercümanlığı, bu mesleğe gönül verenlerin münhasıran yapabildikeri bir iş değildi. Konferans tercümanlarının pek çoğunun başka bir asli mesleki faaliyeti vardı ve fırsat çıktığı ölçüde zaman ayırıp konferanslarda çalışıyorlardı.

Türkiye’de düzenlenen uluslararası konferanslar ancak 1980li yıllardan itibaren artışa geçti ve bununla birlikte eğitimi kurumsallaştırma ihtiyacı da belirginleşti. Türkiye’de bu alanda hizmet veren ilk kurum 1983’te İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesinde açılan Mütercim Tercümanlık Bölümüydü. 2004’ten itibaren Çeviribilim Bölümü olarak varlığını sürdüren bu bölüm Türkiye’de ilk lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi veren kurum olma özelliğini taşıyor. Bugün artık münhasıran konferans tercümanı olarak çalışan meslektaşlarımızın büyük çoğunluğu burada yetişti. Yıllar içersinde başka üniversitelerde, özellikle Ankara’da da sözlü ve yazılı çeviri eğitimi veren bölümler açıldı

1980li yılların sonuna doğru konferans tercümanlığı Türkiye’de tanınma yolunda büyük adımlar atmıştı. Ancak başlı başına bir meslek olarak kabul görmesinin, 1990lı yılların başında Körfez Savaşı sayesinde olmasına da şaşmamak gerek. Geniş halk kitleleri o sırada televizyondaki canlı yayınlar sırasında simültane tercüme ile tanıştı.

1990lı yıllarda konferans tercümanlığına artan talep daha rekabetçi bir ortam yarattı ve çok geçmeden bu işi ehil bir şekilde yapmayanların da sektörde boy göstermesine yol açtı. Bu durum, konferans tercümanlığının profesyoel standartlarını el üstünde tutanlar arasında daha güçlü bir dayanışmanın gereğini ortaya çıkardı. Konferans Tercümanları Derneğinin o sırada sınırlı sayıda üyesi vardı ve bir bütün olarak meslek camiasını temsil etmiyordu. Dernek, radikal bir yeniden yapılanma çabası içersinde o zamana kadar bu çerçevenin dışında kalan önemli sayıda konferans tercümanını bünyesine almaya çalıştı. Burada özellikle vurgulanan nokta, ticarî grup çıkarlarının yol açtığı ihtilafları aşarak profesyonel standartları savunan tek tek konferans tercümanlarının haklarını korumak üzere birlik içinde hareket edecek güçlü bir meslek kuruluşu oluşturmanın gereğiydi.

Dernek 1998 yılında yapılan Genel Kurulunda yeni üyelerini kabul etti ve resmen Birleşik Konferans Tercümanları Derneği (BKTD) adıyla çalışmaya başladı. O günden bu yana BKTD üye sayısını artırmaya ve sektörde mesleğin gereğince tanınmasına katkıda bulunmaya devam etti. Tek tek her üyesi, profesyonel standartları bütün konferans tercümanlarının ortak referansı olarak el üstünde tuttukça da bu yolda gelişmeye devam edecektir.

Son yıllarda Türkiye’de meydana gelen önemli yapısal değişikliklerin etkisi, giderek hareketlenen bir piyasada çalışan konferans tercümanları arasında da kendini hissettiriyor. Türkiye 2005 yılında Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine başlama umudu içersinde bu yılın Aralık ayında Brüksel’den olumlu bir cevap bekliyor. AB’nin nasıl bir karar vereceği konusunda öngörüde bulunmak için henüz erken olsa da, geçmişin deneyimleri daha az spekülasyon ve daha çok itidali gerekli kılsa da bir tespit yapmakta yarar var: Türkiye’nin jeo-stratejik konumuyla, bulunduğu bölgede ve belki de ötesinde ihtilaflarda arabulucu olarak belirginleşmesi mümkün siyasi kimliğiyle ve hem ülke içinde ekonomik büyüme potansiyeli hem de Kafkaslar ve Orta Asya ülkeleriyle gelişen işbirliğiyle uluslararası alanda önemi giderek artan bir buluşma noktası haline gelmeye aday oldğu açıktır.

Türkçe de ülkenin 70 milyonluk nüfusu tarafından konuşulan bir dil olmakla kalmayıp, türkî olarak anılan dillerin konuşulduğu pekçok Orta Asya ülkesinde de bir ortak dil, bir lingua franca olarak gelişmeye aday gibi görünüyor. Türkiye ile Orta Asyalı komşuları arasında ortaya çıkan bu yeni eğilim Türkiye basını ve medyasının bu ülkelerde giderek artan varlığı sayesinde daha da gelişebilir ve gelecekte Türkiye Türkçesinin bu bölgede standart bir iletişim aracı olmasına yol açabilir. Böyle bir gelişimin, eski Sovyet blokuna bağlı bu ülkelerde Rusça’nın esas yabancı dil olmaya devam eden konumunu değiştirip değiştirmeyeceğini zaman içinde göreceğiz.

Bütün bunlar gözönünde bulundurulduğunda, AIIC’in Türkçeyi konferans tercümanlığı sahnesinde gittikçe önemi artan bir oyuncu olarak görmesinin haklı nedenleri olduğu anlaşılabilir. Türkiyeli konferans tercümanlarının da AIIC üyesi olmakla kazanacakları çok şey vardır. Türkiye’deki derneğimizin üyelerinin mesleklerinin kabul görmesini sağlamak ve mesleğin ilkelerini savunmak için kırk yıldır harcadığı çabalar, dünya çapında kabul gören kardeş kuruluşları AIIC ile tek tek bütünleştikleri ölçüde daha da güç kazanacaktır. İşte bu nedenle AIIC’in Özel Sektör Bölümünün yıllık toplantısını 15-16 Ocak 2005 tarihlerinde İstanbul’da düzenleme inisyatifinin Türkiyeli konferans tercümanlarının yürekten desteğini kazanacığına inanıyoruz.

10 Ağustos 2004

 

© 1969 - 2009 BKTD
Çiftevav Sok. Çatak Apt. No.4 D:2, Ayaspaşa, 34437 İstanbul bktd@bktd.org