BİR YAZ GECESİ RÜYASI
Bahar Çotur
6 Temmuz için haftalarca yazıştıktan sonra büyük gün nihayet geldi ve dizi dizi çevirmenler Kabataş’tan tekneye binmeye başladılar. Teknemiz o kadar ilgi çekiciydi ki (artık bu, tekneye daha çok birbirinden şık ve şen şakrak hanımın binmesinden midir, yoksa teknenin kendi güzelliğinden mi, bilemiyoruz) hiç tanımadığımız insanlar bile tekneye binmeye çalıştılar!
Uzun zamandır hep beraber eğlenmeye zaman ayırmamıştık. Ne büyük hata ettiğimizi o gece daha iyi anladık! Gerçi bir araya gelişimizin asıl sebebi çeyrek asırdır bu mesleğe emek veren meslektaşlarımıza minnettarlığımızı biraz olsun ifade edebilmek için küçük birer hediye vermek, bu fırsattan istifade, bir akşamı beraber geçirmekti (hem de kimsenin geceden erken ayrılamayacağı bir şekilde!). Meğer ne çok konuşulacak konu, verilecek haber varmış! Bazı dostlarımızı ne kadar zamandır görmüyormuşuz; görsek bile, kahve aralarında salondan salona ya da konuşmacıların, organizatörlerin peşinde koşarken, samimiyetle hatırlarını sormayı bile unutuyormuşuz!
Hararetli konuşmalar, kucaklaşmalar devam ederken, Boğaz’ın nefis kartpostallarla süslediği geceye doğru açıldık. Tabii bu manzara karşısında nefesi en çok kesilenler, Mimarlık Kongresi’nde çalışıp bu özel akşamı bizimle paylaşmak isteyen bazı yabancı meslektaşlarımız oldu. Üst güvertede bir süre günbatımının ve müziğin keyfini çıkardıktan sonra ödül töreni ve yemek için alt kata indik. Başkan Yiğit, Başkan Castro’ya taş çıkartırcasına giriş konuşmasını yaptıktan sonra büyük an geldi ve 25 (hatta çoğu meslektaşımız için daha fazla) yıldır mesleğimizi mükemmel bir şekilde temsil eden, çalışma koşullarının iyileşmesi için çabalayan ve arkadan gelenlerin daima idolü olan meslektaşlarımız ödüllerini almak için öne çıktıklarında, masalardan burun çekme sesleri, “Mendilin var mı?” sorusu, “ay canııım” gibi ünlemler duyulmaya başladı. Ellerinde, üzerinde camia olarak teşekkürlerimizi dile getirdiğimiz gümüş tabakları, yakalarında o gece için özel tasarımlanıp hazırlatılmış rozetleriyle kabin arkadaşlarımız, gözlerinden saçtıkları gurur ve mutlulukla bize çok güzel gülümsüyorlardı. Hepimiz için unutulmayacak anlardı: ödüllerini alanlar, çabalarının takdir edilmesine sevinirken, meslekte daha o kadar kıdemli olmayanlar kendilerinin bu haklı gururu yaşayacağı günü düşlüyor; daha aramıza yeni katılmış olanlar (o gece yabancı meslektaşlarımıza çeviri yapıp “Fransız kalmalarını” engellemiş oldukları için kendilerine çok teşekkür ederiz), ustalarını hayranlıkla izliyor; yabancı dostlarımız ise böylesine duygusal bir ana tanıklık ettikleri için yaşadıkları şaşkınlıkla karışık sevinci gizleyemiyorlardı.
Keyifle yemekler yendi (bu arada yemeklerin başında duran kızcağız, “Yetecek mi bu yemekler?” sorusuyla defalarca taciz edildi), gümüş tabaklar ve arkadaşlarla fotoğraflar çekildi, kahkahalar kapalı mekâna sığmaz olunca yeniden üst güverteye çıkıldı. İşte orada bazı meslektaşlarımızın konferans ortamlarında asla görmeyeceğimiz, ağızları açık bırakan yetenekleri ortaya çıktı – ne göbekler atıldı, ne danslar edildi! “Ay kaçta döneriz acaba eve?” diyenler, gecenin sonunda tekne, oturdukları kıyıya yaklaşınca inmek istemediler. Nihayetinde, ödül alanlar, ellerinde ödülleri; almayanlar, hafızalarında az yaşanan türden bir gecenin hoş anları, ama her halûkârda bütün çevirmenler, gülümseyen yüzler ve ağrıyan ayaklarla evlerine döndüler.
Harika bir geceydi; iyi ki varsınız...
|