Akreditasyon
Sınavı
ADAYLARLA
SÖYLEŞİ
Avrupa Komisyonu'nun ülkemizde
açtığı akreditasyon sınavına girmeyi neden gerekli gördünüz?
Ebru
Kanık:
Ben 1995 yılından bu yana konferans çevirmeni olarak çalışıyorum.
Böyle bir sınav açılınca, bu kadar süredir bu mesleği yapıyorsam sınava girmemek
için hiçbir bahanem olamaz diye düşündüm. Aslında sınavı geçersem bunun bana ne
sağlayabileceği ya da getirebileceği konusunda o zaman hiçbir fikrim yoktu!
Akredite
olmanın ne ise yarayacağını bilmiyordum. İlk yapılan akreditasyon sınavı olduğu
için sınavın nasıl bir şey olacağı konusunda da bilgi sahibi değildim. Ama
benden
daha deneyimli profesyonel çevirmenlerin jüri olduğu bir sınavda basarili olmak
her şeyden önce kendime bir şeyler kanıtlamak olacaktı. O yüzden başvurdum, sınavı
geçtim ve çok da iyi oldu!
Sezin Tekin:
Mahalle
baskısı! :)
Ogün Duman:
Elbette beklenen
cevap; tercümanların mesleki deformasyonları, mükemmeliyetçilikleridir. Komisyon
sınavını bu yolda atılmış bir adım ve meslek yaşamımın geleceği için yapılmış
bir yatırım olarak gördüm, dememi bekliyor ama işin aslını açıklama zamanı geldi.
Bunun için içimdeki gizli Apaçi'ye kulak verelim:
"Tutkulu
Kirpi sınava giriyor… Çünkü kemerine bir kafa derisi daha asmak istiyor! Soluk
benizli çok soru soruyor, soluk benizlinin dili yılan dili gibi çatal! Ugh!
(Bilgiyi
verip kaçan adam: Kızılderili dilinde sadece şimdiki zaman kipi vardır!)
Akreditasyon
sınavına hazırlanırken nasıl bir çalışma yaptınız?
Ebru
Kanık:
Oradan buradan sorup soruşturarak
sınavın neye benzediği hakkında az da olsa bilgi edindikten sonra, önce 6 dakika
boyunca not alıp alamadığımı görebilmek
için (Türkiye'de hiç 6 dakika boyunca
not almak zorunda kalmadığımdan!) not alma ve ardıl çeviri pratiği yaptım. Sonra
da bir miktar Avrupa Birliği ve kurumları hakkında bir şeyler okudum. Bunun dışında
herhangi bir hazırlığım olmadı.
Sezin Tekin:
Psikolojik
harekata hazırlanır gibi : Hem stratejilerimi belirledim hem de sinir sistemimi
güçlendirdim!
Ogün Duman:
Çeşitli
kaynaklardan AB ve ana kurumlarıyla ilgili bilgi topladım. Bu esnada Wikipedia'nın
Türkiye, İngiltere ve Almanya şubeleri arasında mekik dokurken, neye inanacağımı
şaşırdım. Nitekim, "Hmm, bir dakika buradaki konsey ile AB konseyi aynı şey
değilse… Barosso, tamam, o burada… Öbür İspanyol'un adı neydi, Luis Alberto, haa
evet, o da sonra İsaura'yı evlatlık ediniyordu ama meğer aslında gerçek kızıymış,
vaay bee!" şeklinde monologlarımla vapurda dikkat çektim… AB uzmanı sayılan
birkaç kişiyle konuştum, onlara da saç baş yoldurduktan sonra, nihayet Kitap yayınevinden
çıkan bir AB kitabıyla bir Boss otobüsüyle Ankara yolunda kafamdan dumanlar tüterek
çalıştım. Ankara'ya varınca bol bol meditasyon yaptım ve öğrendiğimi sandığım
her şeyi unutma ve kendime güvenme kararı aldım. Bunun sonucunda her ne kadar
Finlandiya'yı Euro-Zone'dan çıkarsam da, sınavı geçtim.
Sınav
tecrübesi ile ilgili, zorlayıcı, şaşırtıcı,eğlenceli, stresli, vs diye tanımlayabileceğiniz
bir anektod paylaşmak ister misiniz?
Ebru
Kanık:
Aslında sınav öncesi ve sınav sırasındaki süreci düşününce ilk aklıma
gelen yaşadığım stres. Sınavın ilk gününde sınava en son giren kişi olarak öğlenden
akşama
kadar yaklaşık 5 saat sınavın yapıldığı salonun önünde bekledim! Acı çektiğimi
söyleyebilirim! Sınavın sonunda geçip de jüri üyeleri beni tebrik etmeye
başlayınca
ise çok büyük bir pot kırdım! Bunun o kadar stresten sonra yaşanan bir şaşkınlık
ya da delilik anı olduğunu düşünüyorum! Yabancı jüri üyelerinden birinin
bana
söylediği bir şeyi 3 kere tekrar ettirmek zorunda kaldım çünkü hiçbir şey anlamıyordum
artık! Sonra fark ettim ki beni Türkçe tebrik ediyormuş. Kendisini
anlayamadığım
için özür dilemeye çalışırken o pot geldi. 'İsveççe ya da Danimarkaca konuşuyorsunuz
sandım, anlayamadım' dedim ve sonra başımdan aşağı kaynar sular döküldü ama artık
yapacak bir şey yoktu.
Sezin Tekin:
Ardıl
çeviri esnasında heyecandan not tuttuğum defterin sayfalarından birini atlamışım!
Bu durumu 3-5 saniye sonra, yani bir sonraki sayfanın ilk cümlesini çevirmemin
hemen ardından fark ettim! Bunun üzerine durdum " Affedersiniz, ben sanırım
bir sayfa atladım. Geri dönebilir miyim?" diye sordum. "Hayır, şansını
kaybettin" diyeceklerine çok emindim ama öyle olmadı ve bana hiçbir şey olmamış
gibi "Tabii" dediler. Ben de hiç istifimi bozmadan bir önceki sayfaya
geçtim ve çevirmeye başladım. Bir sonraki sayfaya geçtiğimde ilk çevirmem gereken
cümle, zaten sayfa atlayarak devam ettiğim için birkaç dakika önce çevirmiş olduğum
cümleydi. Ben de bunun üzerine mahcup bir biçimde gülümseyerek, "As I said
a minute ago,…" ile cümleye başladım. Bunun üzerine bütün jüri üyeleri gülümsedi.
Hem son derece gergin, hem de komik bir deneyimdi benim açımdan!
Ogün
Duman:
Sınav jürisi başkanının "komünikatif bir insansınız" tespitine,
"Well, I'm a sagittarius," diye cevap vermemin ardından, kendisiyle
aynı burçtan olduğumuzun ortaya çıkması. Ne de olsa, Zodyak'ın en muhteşem ve
şımartılmış burcu olan Yay burcuna mensup olanlar arasındaki gizli örgüt bağı
vardır.
JÜRİ
İLE SÖYLEŞİ
Avrupa Komisyonu'nun
Aralık ayında Ankara'da açmış olduğu akreditasyon sınavının sonuçlarını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Zeynep Bekdik:
AB Komisyonu sınavları, sınava girip de başarılı olamayanlar açısından
düş kırıklığı yaratmış olabilir. Başarılı olanlar ise, çok dilli ve çok talepkar
bir ortamda çalışmaya alışık olan meslektaşlar tarafından değerlendirilme deneyimini
yaşadılar. Sonuç NE olursa olsun, ben akreditasyon sınavını çok faydalı bir deneyim
olarak görüyorum ve bu nedenle de olumlu değerlendiriyorum. Hele hele bu deneyimden
geçen her meslektaş bu süreçten bir ders almış ve bundan sonra kendi performansını
değerlendirirken hangi kıstaslara uyması gerektiğini anlamışsa, NE mutlu hepimize.
Yiğit
Bener:
Dar anlamda bakarsak, AB akreditasyon sınavı, bir işverenin kimlerle
çalışabileceğini tayin etmek için kendi bünyesinde gerçekleştirdiği "sıradan"
bir kurumsal sınavdan ibarettir. Ancak unutmayalım ki burada tüm dünyada konferans
tercümanlarına en çok iş sağlayan "özel" bir işverenden söz ediyoruz.
Ayrıca söz konusu sınav da, "B" ile "C" dillerinizden "A"
dilinize ve "A" dilinizden de "B" dil(ler)inize doğru yaptığınız
simültane ve konsekütif çevirinin, farklı ülkelerden gelen ve sayıları (adayın
dil dağılımına göre) 8 ile 14 arasında değişen deneyimli profesyonel konferans
tercümanından oluşan bir heyet tarafından değerlendirildiği "gerçek"
bir sınavdır.
Dolayısıyla bence akreditasyon sınavı aslında bir turnusol kâğıdı
işlevi görmektedir: Profesyonel bir konferans tercümanından beklenen düzeyde olanlarla,
o düzeyde (henüz?) olmayanları ayrıştırmaya yaramaktadır. Çünkü bu sınavda başarıyı
tayin eden şey, (süslenip "şişirilmesi" mümkün olan) bir CV, (kayırma
içerebilecek olan) referans mektupları, (bazen fazlasıyla abartılı, hatta düpedüz
"hileli") şirket reklamları ya da (öznel yorumlara açık) genel bir kariyer
değerlendirmesi değil, "o gün orada" sergilenen nesnel performansınızın,
somut mesleki ölçütler temelinde meslektaşlarınız tarafından değerlendirilmesidir.
Eğer kötü bir günündeyse, genelde başarılı bir profesyonelin bile bu sınavda
beklediği sonucu alamaması olasılığı vardır (yani sınavda her başarısız olan ille
genel anlamda "yetersiz" değildir). Ancak aksi hiç mümkün değildir,
yani genelde yetersiz bir tercüman bu sınavdan asla başarıyla çıkamaz: Sonuçta,
herkesi her an kandırabilirsiniz (müşterileri, konferans izleyecilerini, hatta
kendinizi!)… ama bu kadar çok sayıda meslektaşınızı aynı anda atlatmanız olanaksızdır…
İşte
bu nedenle meslek örgütlerimiz BKTD ve AIIC'in üyelik ölçütleri de akreditasyon
sınavıyla aynı temel mantığa dayanır: "Mesleki yetkinlik (ya da yetersizlik)
gerçek anlamda sadece diğer profesyoneller, yani kişinin meslektaşları olan diğer
konferans tercümanları tarafından değerlendirilebilir".
Zaten sınavda
başarılı olanların dağılımına baktığımızda, aralarında her yaş, cinsiyet ve sosyal
gruptan, farklı okul, kent ve şirketten meslektaşlarımızın olduğunu görürüz. Başka
bir deyişle, "mesleki ölçüt" kategorisine girmeyen bu tür konular, sınav
heyetinin değerlendirmelerinde asla belirleyici olmamıştır. Dağılımında tek dikkat
çeken ortak özellik, sınavı kazananların neredeyse tümünün BKTD/AIIC üyesi olmasıdır.
Ancak sınava giren BKTD/AIIC üyelerinin büyük çoğunluğunun AB'nin akreditasyon
listesine girmeye hak kazanmış olmalarına şaşmamak gerek: Ne de olsa, her bir
BKTD/AIIC üyesinin mesleki yetkinliği, kendisiyle aynı dil dağılımına sahip en
az üç meslektaşı tarafından gerçek çalışma koşullarında bizzat değerlendirilmiş,
ardından da bir mesleki kurumsal denetim sürecinin onayından geçmiştir.
Gelgelelim,
sınava giren BKTD/AIIC üyelerinin tümü beklenen başarıyı gösterememiştir: Bu da,
meslek örgütü üyeliğinin bile jüri heyetinin değerlendirmesinde belirleyici olamadığının
ve temel ölçütün sınav sırasında sergilenen somut performans olduğunun göstergesidir.
Bu açıdan bakınca, BKTD/AIIC üyesi bazı meslektaşlarımızın sınavda umulan sonucu
elde edememiş olmaları da şaşırtıcı değildir: Anlık bir kötü performans, hepimizin
her an başına gelebilecek bir meslek kazasıdır…
Bununla birlikte, bir meslek
örgütü olarak bunu söylemekle yetinemezdik, yetinmedik de… Meslektaşlarımızın
sınav sırasında karşılaştıkları ortak sorunları ele aldığımızda ilginç sonuçlara
vardık: Örneğin, iç piyasamızda alışık olduğumuz ve yeterli gördüğümüz konsekütif
çeviri performansı düzeyinin, AB kurumlarının beklenti ve ihtiyaçlarının çok altında
olduğunu saptadık. AB'nin kurumsal yapılanmasına ve iç işleyiş mekanizmalarına
da yeterince vakıf olmadığımızı gördük. Bu eksikliklerimizi gidermek üzere, dernek
olarak meslek içi eğitimler düzenledik.
Bence zaten olgun ve gelişkin bir kişilik
yapısına sahip olup olmamanın ötesinde, gerçek bir profesyoneli diğerlerinden
ayıran temel yaklaşım farkı da budur: Kusurlarını kedi pisliğini örter gibi örtmeye
çalışmak, bahanelerin ardına sığınmak ya da suçu başka yerlerde aramak yerine,
kendi hata ve eksiklikleriyle açıkça, dürüstçe yüzleşmesini bilmek ve bunları
gidermek üzere harekete geçerek gerekli adımları atmak, meslek içi denetime ve
eleştirilere daima açık olmak…
Bu açıdan baktığımda, sınavda elde ettikleri
sonuç ne olursa olsun, ben tüm BKTD/AIIC üyelerinin kendilerini mesleki olarak
sürekli geliştirmeyi amaçlayan bu profesyonellikleriyle gurur duyuyorum.
Ancak
sakın tüm bu değerlendirmelerimden, "BKTD/AIIC üyeleri dışında yetkin konferans
tercümanı yoktur" anlamı çıkarılmasın. Böyle bir iddia zaten saçma olurdu,
çünkü akreditasyon sınavında başarılı olanlar arasında bile, o tarihte henüz meslek
üyesi olmayan iki meslektaşımız da var (gerçi, biri sınavdan hemen sonra BKTD
üyesi oldu; yurt dışında yaşayan diğeri ise AIIC üyesi olma yolundadır)...
Söylemek
istediğim şudur: Sınav kazananların hemen tümünün BKTD/AIIC üyesi olması doğaldır;
"anormal" olan, akreditasyon sınavını kazanabilecek düzeydeki bazı meslektaşlarımızın
daha önceden meslek örgütüne üye olmuş olmamalarıdır!
Sonuçta, BKTD/AIIC üyeliği,
mesleki dayanışma açısından elbette bir ayrıcalık sayılabilir, ancak asla kapalı
bir kulüp üyeliği değildir ve olmamalıdır: BKTD/AIIC üyeliğinin temel anlamı,
mesleki yetkinliğinizin ve profesyonelliğinizin, meslek deontolojisine riayet
etmekte olduğunuzun meslektaşlarınız tarafından tescil edilmiş olmasıdır, sizin
de bu tür bir meslek içi denetimi kabul etmenizdir.
Kanımca "meslek"
adını hak eden her meslekte zaten bu tür bir "meslektaşlar tarafından tescil"
ve ortak mesleki kurallara dayalı iç denetim mekanizması şarttır. Mesleğini ciddiye
alan ve yetkinliği kuşku götürmez olan her profesyonel konferans tercümanının
bu ilkeyi benimseyeceğinden eminim.
Avrupa
Komisyonu'nu akreditasyon sınavını Türkiye'de iki kere düzenledi. Önümüzdeki senelerde
sınavın tekrar açılması söz konusu. Bu durumda,sınava girmeyi düşünen meslektaşlarımız
için, bu sınava kimler, neden girmelidir sorusunu değerlendirebilir misiniz?
Zeynep
Bekdik:
Uluslararası ortamda düzenlenen çok dilli toplantılarda görev yapmak
isteyen her tercüman bu sınava mutlaka girmelidir. Ayrıca, kendi performansının,
dilleri A olan meslektaşları tarafından değerlendirilerek kendilerine geri bildirimde
bulunulmasını isteyen her meslektaşımız bu sınava girmelidir.
Yiğit
Bener:
Kariyerinde artık belirli bir noktaya gelmiş ve AB kurumlarında
çalışmayı pek önemsemeyen meslektaşlarımız açısından bu sınav pek anlamlı olmayabilir.
Ancak henüz AB kurumlarında akredite olmayan ve bu mesleği profesyonel düzeyde
yapmaya niyetli her konferans tercümanı bence bu sınava girmelidir.
"Neden?"
derseniz, yanıtı çok basit: Daha önce belirttiğim gibi AB kurumları, konferans
tercümanlarına en çok istihdam sağlayan işverendir. Hangi profesyonel bu tür bir
işveren için çalışma hakkından vazgeçer ki… Ve neden vazgeçsin? Eğer iç piyasada
ve özel sektörde daha avantajlı işlerde çalışma fırsatınız varsa, AB'den gelen
iş önerilerini reddetmek elbette mümkündür… Ama "serbest piyasada" yarın
ne olacağı belli olmadığına göre, AB akreditasyonundan, yani bu kadar çok istihdam
sağlayabilen bir işverenin listesinde yer alma imkânından vazgeçmek her halde
akıllıca ve profesyonel bir tutum olmaz.
Kaldı ki, yarın eğer Türkiye AB'ye
girerse ve dolayısıyla Türkçe AB'nin resmi dillerinden biri olursa, onlarca meslektaşımız
için Brüksel ve Lüksemburg'daki AB birimlerinde kadrolu daimi iş olanakları doğacaktır.
Artık burada yaşantısı kurmuş ve yurt dışında yaşamaya pek niyetli olmayan benim
gibilerine pek cazip gelmeyecek olan bu imkânlardan, ileride özellikle genç meslektaşlarımız
yararlanacaklardır.
Dolayısıyla, özellikle de mesleğe yeni adım atan genç
meslektaşlarımıza mutlaka bu sınava girmelerini tavsiye ederim: Aralarından bazıları
bugün istenilen düzeye henüz ulaşmamış olabilirler. Ancak sınavdan umdukları sonucu
elde edemeyecek olsalar dahi, bu yine de onlar için önemli bir deney, hatta belki
de kendilerini geliştirip bir sonraki sefer başarılı olmak için eşsiz bir fırsat
sunacaktır: Kendini mesleki olarak geliştirmek isteyen, ne yönde çaba sarf etmesi
gerektiğini anlama çabasındaki genç bir konferans tercümanı adayı için, kendi
performansı konusunda onca deneyimli meslektaşının yer aldığı bir heyetten ayrıntılı
geri bildirim almaktan daha değerli ne olabilir?
Aslına bakılırsa, ben benzer
bir sınavın meslek örgütleri tarafından belirli aralıklarla (örneğin beş yılda
bir) düzenlenmesinden ve kendim de dâhil olmak üzere, tüm üyelerimiz için zorunlu
tutulmasından yanayım. Bu sayede meslek içi kalite denetimimizi daha etkin kılabileceğimizi
ve kendimizi sürekli geliştirebileceğimizi düşünüyorum.
Tabii meslek içi denetim
söz konusu olduğunda, bunun ille biçimsel bir sınav şekline bürünmesi zorunlu
değildir: Söz konusu tercümanın çalıştığı reel konferanslardan birinde, performansının
özel olarak görevlendirilmiş meslektaşları tarafından izlenerek, değerlendirmesi
de pekâlâ bu işlevi karşılayabilir.
Performansımızı meslektaşlarımıza izletmemizin
ardından alacağımız geri bildirimler sayesinde, olası kusurlarımız konusundaki
farkındalığımızı arttırmamız ve zaman içinde gelişebilecek zaaflara karşı da kendimizi
korumamız daha kolay olacaktır. Bu iç denetim sayesinde toplam kaliteyi daha da
yukarıya çekebiliriz…
Akreditasyon sınavına
hazırlanırken nasıl bir ön çalışma yapılmasını tavsiye edersiniz?
Zeynep
Bekdik:
Başarısını kanıtlamış ve hem simültane hem de konsekütif tercümede
deneyimli bir konferans tercümanı zaten bu sınava hazırdır. Ancak, özel bilgi
soruları için bir hazırlık yapılması gerekebilir.
Yiğit
Bener:
Sınav zaten "bir durum tespiti" olduğuna göre, dar anlamda
hemen sınav öncesi yapılacak özel bir çalışmanın, genel mesleki yetkinliği arttırma
açısından bu kadar kısa sürede pek katkı sağlayabileceğini düşünmüyorum.
Kanımca
sınava hazırlık açısından kısa vadede yapılabilecek tek şey, olsa olsa "AB
kurumları genel kültürü" hakkındaki bilgilerimizi tazeleyip geliştirmektir.
Ne de olsa, herkesin günlük çalışma konuları arasında eşit derecede yer almayan
bu konu, sınav soruları arasında belirli bir yer tutuyor…
Bir de tabii konsekütif
çeviri performansı konusunda AB'nin beklentisinin iç piyasamızın alıştığının çok
ötesinde olduğunu bilmekte ve orta vadede buna göre kendini geliştirmekte yarar
var derim…